DiasporaTürk Hesabının Paylaşmış Olduğu Duygulandıran Göçmen Hikayeleri

Diaspora, bir kavim, millet ya da inanç mensubu olan insanların uzun süre yurtlarından koparak başka bir yerde azınlık olarak yaşamaları anlamına geliyor. Aslen tek bir kelime, bilhassa bir dönem Türkiye’den kopan binlerce vatandaşın hayatlarını özetlemeye yetiyor. Değişik değişik bölgelere göçen binlerce insan, geride bıraktıkları yaşamları, aileleri, hissettikleri yalnızlıklar, çektikleri acılar ve göçmen olmanın getirmiş olduğu özlem ise tek bir kelimeden oldukça daha fazlası…

Gökhan Duman’ın kurduğu DiasporaTürk adlı hesapta ise Türkiye’den Avrupa’ya ya da dünyanın bir ucuna göç eden ve göçmen olarak yaşayan binlerce insanoğlunun anılarına yer veriliyor. Kimileri yüzümüzde küçük bir tebessüm bırakırken kimi hikayeler de hüzünlendiriyor. DiasporaTürk hesabına tüm bu hikayeleri bizzat yaşayanlar gönderiyor, fotoğraflarını ve yaşadıklarını paylaşıyorlar. Ortaya ise adeta devasa bir göçmen arşivi çıkıyor.

Uzun zamandan beri hesapta paylaşılan bu hikayeler son olarak “11. Peron: Bir Yanı Memleket bir Yanı Gurbet” adlı kitapta toplanmış durumda. Hikayeler her insanoğlunun içinde geçmişe dair, hüzne ve ayrılığa dair bir şeyler canladırmayı başarıyor. DiasporaTürk’ü Instagram ve Twitter hesaplarından takip edebilirsiniz. Şimdi o hikayelerden kesitlere göz atalım.

 Her gün giydirilmiş olduğu hususi giysileriyle Berlin’de moda ikonu olarak anılan 86 yaşındaki “Yıldız Ali”… Doktorluktan emekli olduktan sonrasında terzi dükkanı açan Ali Amca 46 senedir Almanya’da yaşıyor. Ve tam 18 çoçuğu var!

 

 

 

 

 

 

Babam 33 yaşlarında madende göçük altında kalıp yaşamını yitirdi. Annem Almanya’dan kati dönüş yaparken yanında 4 evladı ve babamın cenazesi vardı. Sobalı evimizde ne süre yere kömür taneleri döksek, “babacığınız bu yolda göçüp gitti, alın onu yerden” derdi annem.❞ (Esma)

 

 

 

 

 

Almanya’ya geldiğimde üniversiteye girip okumak amacındayım. İşçi olan akrabalarım, üniversite nedir, Almanca kursu nedir, nerededir bilmiyorlardı. Bir yerde kaçak işçi olarak çalışmaya başladım. Oradaki Türklerin bir çok kaçak işçiydi. Ambulansın yada polis otomobilinin siren sesini duyan üç kat yerin altına kaçar saklanırdı.
Sonrasında içimizden birisi emek verme müsadesi almayı başardı. Sanki üniversiteden mezun olmuş şeklinde çerçeveletip duvara astı.
Ben de Arbeitsamt’a (iş bulma kurumuna) gittim. Üniversiteye gitmek istediğimi söyleyince işyar kadın kahkaha atıp dışarı çıkardı beni. Türk dostlar bana, bırak üniversiteyi falan, işçi ol diye telkinler verirken, kaçak çalıştığım yerdeki bir Alman benim neler yapmam icap ettiğini tek tek söyledi.
Sonrasında çileli günler başladı. Yarım gün emek verme, yarım gün dil kursu. Arkasından sınavlara girmeye başladım. Hepimiz üniversiteye giderse kim duvarcı olacak diye alay ediyorlardı benimle. Bir ara tüm umutlarım kırıldı ve bıraktım. İşçilik günlerim tekrardan başladı.
Bir kış günü işe giderken benim okumam için beni ikna eden Alman arkadaşımı karların içinde baygın bir halde buldum. Yaşıyordu fakat bilinci kapalıydı. Yoldan geçen arabayı durdurup hastaneye götürdük, mucize kabilinden kurtuldu. Hastanede bana ilk sorusu, okula gidip gitmediğim oldu. Gitmiyorum dedim. Yerinden doğrulup, “hayatımı sana borçluyum ve bunun karşılığında senin okuman için sana yalvarabilirim” diyince o an doktor olmaya karar verdim. Dostum hala yaşıyor ve kendisine 6 yıl ilkin kalp ameliyatı yaptım. Yaşam sürprizlerle doludur.❞ (Dr. Metin Çakır)

1973 senesinde annem üç çocuğunu anneanneme bırakıp Almanya’ya babamın yanına gitmiş. Seviye kurunca onları da yanına alacakmış. Onlarsız yediği her lokma boğazına dizilirmiş. Annem evlatları Almanya’da olmasa da her sofraya üç yavrusu için kaşık koymaktan asla vazgeçmemiş. Bir yıl sonrasında da çocuklarına kavuşabilmiş.❞

 

 

 

 

 

Babam evlendikten sonrasında Almanya’ya gelip bir işçi yurduna yerleşmiş. Eşine yollayacağı ilk fotoğraf için bu şekilde giyinip kuşanıp en janti haliyle geçmiş kameranın karşısına. Ondan sonra eşini de yanına aldıran babam Mustafa Şemsettin Şimşek, bir süre sonrasında 8 kişilik bir aile olmuş. Babam Essen Zeche’de madenci olarak çalışıyordu. Bigün bana madendeki son gününü söyledi. “O gün oldukca mutluydum, tekrar yerin altına inmeyeceğim diye oldukca seviniyordum. Tüm işçileri toplayıp yemeğe götürdüler, bir de saat armağan etmişlerdi. Her birimiz oldukca sevinmiştik. O günü asla unutamıyorum.” Babama madendeki eski iş dostlarıyla görüşüp görüşmediğini sorduğumda, o da şöyleki dedi: “Görüşemiyorum, şundan dolayı neredeyse hepsi vefat etti.❞

 

Babam yılda bir kere izne gelirdi. Oldukça kısa kalıp geri dönerdi. O gelmeden günler öncesinden başlardı hazırlıklar. Tüm ev dip köşe elden geçilir, çarşaflar, yorganlar hepsi yıkanır, babamın en sevilmiş olduğu yemekler hazırlanırdı. Annem en güzel giysilerini çıkarır, saçlarını yaptırır, kokular sürerdi. Babam gidene kadar da o burada yokken giymediği geceliğini, sabahlığını giyerdi. Babamın gelişi bayram şeklinde bir şeydi. Çocukluk işte, bigün babamın eşyalarını merak ettim. Karıştırırken elime bir fotoğraf geçti. Babam fotoğrafta daha ilkin asla görmediğim sarı saçlı bir hanımla yan yana duruyordu. Ben fotoğrafı anlamaya çalışırken annem içeri girdi. Fotoğrafı alıp baktı ve bana okkalı bir tokat vurdu. Tekrar babamın eşyalarını karıştırmamam için beni sıkı sıkı tembihledi. Annemle babam bunu konuştular mı, aralarında ne geçti bilmiyorum. Babam Almanya’ya döndü, bir süre sonrasında da babamın vefat ettiğini öğrendik. Artık onu asla göremeyecektim. Ben çocukken hep babamı tanımak arzu ederdim, ölüp gittikten sonrasında da Almanya’dan gelen arkadaşlarına onu sorardım. Çocuk aklımla “bana babamı anlatın” derdim.❞

Yıl 1986. İlk çocuğuma hamileyim. Danimarka’ya geleli 6 ay olmuştu. Bigün bir sıhhat ebesi yanına Türkçe bilen tercüman alıp evimize geldi. Durumumuz iyi olmadığı için bizlere bebek için yardım edebileceklerini söylediler. Beşik, bebek otomobili, elbise şeklinde şeylerdi. Ben bu tekliften oldukca utanmış ve asla kabul edemem demiştim. Toplumsal yardım şeklinde bir şeydi aslen bir oldukca komşum faydalanmıştı fakat o an bana zor gelmişti. Bir taraftan da bebek için yatak, bebek otomobili şeklinde şeylere de gerekseme var. Eşim bir marketin camında ilanda görmüş. Bir Danimarkalı ailenin evine gidip ikinci el olarak bebeğimiz için birkaç bir şey satın aldık. Bu fotoğraftaki bebek otomobili da işte o günlerden kalma.❞

 

 

Kaynak: https://listelist.com/diasporaturk-gocmen-hikayesi/ ve https://www.instagram.com/diasporaturk/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.